Değiştirilmiş Karbon İnceleme

Son yıllarda yayınevlerinin dizisi çıkan edebî eserlere yöneldiğini fark ediyoruz. Dizisi ya da filmi çıkacak olan kitapların yayınevlerine de yapımcılara da çift taraflı bir reklam fırsatı sunduğu gerçeğini kabul etmek gerekir. Ayrıca reklamı çok sık yapılan ürünleri insanlara tükettirmek daha kolaydır.

Bu karşılaştırmalı incelememde dizi-kitap arasındaki farkları ortaya koymaya çalıştım. Bir yandan da roman hakkında kendi kafama takılan sorulara yanıt bulmaya çalıştım.

Şimdi hikâyenin başlangıcına dönelim. Birkaç ay önce romanın reklamını her Facebook’a girişimde görüyordum. Ayrıca edebiyat sitelerindeki tanıtım yazılarını okurken Philip K. Dick ödülünü de aldığını öğrenmiştim. Youtube’da ise dizinin reklamı bol bol yapılıyordu. Peki, bir eserin bu kadar gözümüze sokulması onu okumamız için yeterli bir sebep midir? Aslında tüm bunlar bir romanı okumamız için yeterli bir sebep değil. Çoğu zaman bir kitabı okumadan ona zaman ayırmaya değip değmeyeceğini bilmemiz pek mümkün olmuyor. Bu yüzden incelemeyi hazırlarken romanı okumayı düşünmeyenler ya da romanı çoktan okumuş olanlar için bir şeylerden bahsetmenin daha yararlı olacağını düşündüm. Aşağıda yazanlar kendi düşüncelerimdir, benimle aynı fikirleri paylaşmak zorunda değilsiniz.

Roman insan bilincinin küçük belleklere aktarıldığı bir gelecekte geçmektedir. İnsan bedeni vazgeçilmez olma özelliğini yitirdiği için “kılıf” şeklinde anılmaya başlanmıştır. Kılıflar parası olan insanlar için alınıp satılabilen organik araç gereçlere dönüşmüştür. Zenginler kendi bedenlerini sürekli klonlatarak ve bilinç aktarımı yaparak asırlarca yaşayabilirler. Bu durum elbette güçlüyü daha güçlü, zayıfı daha zayıf yapan bir düzene temel oluşturur. Hatta sıradan insanların hayatlarıyla iskambil kâğıdı gibi oynayabilen “met” isimli güçlü bir sınıf doğmuştur. Romanın kahramanı Takashi Novacs’ın ilk macerası da bir metin onu Dünya’ya çekmesiyle başlar. Sayfaları çevirirken Takashi’nin başka bir güneş sistemine ait olduğunu ona kalsa Dünya gibi bir yere ayak basmayacağını öğreniyoruz. Laurens Bancroft isimli met, Takashi’yi depodan uyandırır. (Depoları gelecekteki hapishaneler olarak düşünebilirsiniz. Burası belleklerin saklandığı ve bedenlerin muhafaza edildiği bir yerdir.) Met kendi cinayetinin çözülmesi için bir teklif sunar. Takashi cinayeti çözmeye zorlanmasa da hayır seçeneğinin kendisi için pek kârlı olmadığı sonucuna varır. Kendisine ait olmayan sigara bağımlısı bir bedende uyandığı için Bancroft’a başta biraz söylenir. Polisin söz konusu olayı intihar olarak değerlendirmesi ise işleri daha da zorlaştırır. (Bancroft’un ölümü esnasında belleği parçalanmış olduğu için son anılarının bir kısmı henüz yedeklenememiştir. Ölüm gerekçesi de bu yüzden bilinmemektedir.)

Takashi geçmişinde özel askeri eğitimler almıştır. İleriki zamanlarda insanlarda çok nadir rastlanan özellikleri sayesinde elçi olmuştur. (Elçilerin zorlu eğitimleri olduğunu kitabı okurken tahmin edebiliyoruz, dizide ise anılardan yola çıkılarak doğrudan bu eğitimlere yer veriliyor.) Elçiler diğer insanların aksine başka bedenlere aktarıldıklarında kişilik bölünmesi gibi problemler yaşamıyorlar. İşkencelere daha fazla dayanabiliyorlar, insanların kırılma noktalarını daha kolay keşfedebiliyorlar. İkna edebiliyorlar, yalan söyleyebiliyorlar…

Hikâyenin ilerleyen kısımlarında kahramanımızın, Ortega isimli polis memurunun erkek arkadaşının bedenini kullandığını ortaya çıkar. Ortega’nın beden ipoteğini ödemekte zorlandığı bir esnada, Bancroft harekete geçip, polislerden bu şekilde intikam almıştır. (Bancroft polislerin kendi ölümüne ilişkin ilgisizliklerinden rahatsızdır. Karısı Miriam ise onun aksine soruşturmanın kapanmasını istemektedir.)

Genel konudan biraz bahsettiğimize göre dizi ve roman arasındaki farkları anlatmaya başlayalım. Bilinç, felsefenin içerisinde hala tartışılan önemli konulardan biri olmasına rağmen romanda bilinçle ilgili sorulara hiç değinilmemiş. Ayrıca insanların bilinçlerinin elektronik belleklere aktarılırken bir hata payı olup olmayacağı sorusuna cevap verilmemiş. (Bu soruya dizide de düzgün bir yanıt verilmiyor.) Bilincin aktarılabilir bir yapıya kavuşmasının sosyal hayatı nasıl değiştirdiği de biraz yüzeysel bir dille anlatılmış. Dizide ise bu değişim üzerinde uzun uzun durulmuş. (Romanda sosyal hayat özellikle Katoliklerin gözünden anlatılıyor. Katolikler yeniden bedenlenmenin Tanrı’ya karşı gelmek olduğuna ve insan ruhunu yok edeceğine inanıyorlar. (Bana kalırsa Değiştirilmiş Karbon’da felsefi sorular yerine serüvene odaklanmış. Bu durum dizide de kitapta da aynı. Fakat bu soruların görmezden gelinmesi konusunda dizideki anlatımı daha ikna edici buldum.)

Romanda anlamını bilmediğimiz bir yığın terimle karşılaşıyoruz. Geçmişte yaşanan savaşlar ve güç mücadeleleri Takashi’nin zihninden kesik kesik aktarılıyor. Fakat bu detaylar hiç mi hiç ilgimizi çekmiyor desek yeridir. Takashi’nin geçmişi düzgünce anlatılmadığı için biz de okurken merak etmiyoruz. Yine de kısaca geçmişinden biraz bahsedelim. Çocukluğunda babası yeni bir bedene geçtikten sonra karısı ve oğlunu terk ediyor. (Takashi’nin geçmişi anlatılırken bir masal da anlatılmakta. Yamalı Adam isimli bu korku masalı biraz ilgimi çekse de romandaki metaforu pek de umursama ihtiyacı hissetmedim.) Annesi ile zor zamanlar yaşıyor. Askeri eğitim alıyor, elçi oluyor, savaşlara giriyor, BM için çalışıyor vs.

Romanda genel anlamda bir ruhsuzluk var. Kendimizi aniden hikâyenin içerisinde bulduğumuzda olayın çözülmesi adına güçlü bir merak duygusu hissetmiyoruz. Takashi’nin kendini kopyalaması bile bizi heyecanlandırmıyor. Planların harekete geçtiği esnada yazar bize büyük bir gerilim yaşattırmıyor. Romanın kötü karakterinin yok edilmesini pek de umursamıyoruz. Sanki koca roman taslak bir metin kullanılarak basılmış gibi damağımızda çiğ bir tat bırakıyor.

Peki dizi nasıldı? Sanki dizinin senaryosunda romanı esas almak yerine akılda kalanlarla yetinilerek sil baştan yeni bir hikâye yazılmış gibi gözüküyor. (Bana kalırsa bu karar son derece isabetli olmuş.)

Dizi ana karakterin depresif ruh halini anlatan bol efektli bir bölümle başlıyor. Takashi fazlasıyla saldırgan bir ruh hali içerisinde. Hızlı bir şekilde ölüp yeni kılıfına geçtiğinde bu saldırgan ruh hali devam ediyor. (Tabi o ölüyken aradan uzun bir zaman geçmiş.) Ortega’nın uyarılarına aldırmadan tedbirsizce hareket ediyor. Poe isimli bilgisayarın işlettiği bir otelde soluğu alıyor. Aniden onu öldürmek üzere baskına gelen kimseleri otelin güvenlik sistemi devre dışı bırakıyor. Ardından otelde Laurens’e gelen tehdit mesajlarını başarılı bir şekilde analiz ediyor. Böylece hikâyenin gidişatı başarılı bir şekilde önemli karakterlerden birine bağlanmış oluyor, dizi akıcı bir şekilde ilerliyor.

İlerleyen bölümlerde Ortega’nın iş arkadaşlarını ve ailesini görüyoruz. Bancroft’un da ailesi ve çevresine dizide bolca yer veriliyor. (Kitapta yalnızca karı-koca, avukat ve korumadan ibaret bir aile görmek bir süre sonra bizleri sıkıyordu. Kitapta metlerden de pek bahsedilmiyordu. Dizide eski bir suçluyu bir yılanın bedenine aktardığını iddia eden psikopat bir kadın var.) Bölümler ilerledikçe senaristlerin birikimlerini ve hayal güçlerini kurguya ustaca yedirdiklerini görüyoruz. Mermisini geri çağırabilen bir tabanca, uzaktan yedeklemenin wi-fi ile on saniyede hızlıca yapılabilmesi gibi son teknolojinin anlatıldığı kısımlar eğlenceli olmuş.

Takashi’nin Ortega ile arasındaki ilişki daha başarılı bir şekilde anlatılmış. İkisi roman boyunca birlikte çalışıyorlar. Fakat ilerleyen kısımlarda Ortega’yı zarar görmemesi için kendisinden uzaklaştırıyor. Başım Bulutlarda’ya gitmeden önce geri planda kalmış olan takım arkadaşları onu yardım almaya zorluyorlar. Böylece eğlenceli ve sıra dışı bir ekip çalışması ortaya çıkıyor. (Lizzie Elliot’un, Poe tarafından tedavi edilip finale dâhil edilmesi dâhice bir düşünce olmuş.)
Dizide kötü karakter tamamen değiştirilmiş. Japon metin yerini, Takashi’nin psikopat kız kardeşi almış. (Diziye kitapta olmayan karakterler eklenmesi beni hiç rahatsız etmedi. Hatta Takashi’nin eskiden sevdiği kadının olduğu sahneler geçmiş hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu sahneler sayesinde Takashi’nin bir terörist olmadığını ve insanlardan neden hoşlanmadığını öğreniyoruz.)

Tüm soru işaretleri yanıt bulduğunda Takashi bir kez daha Ortega’nın hayatını kurtarıyor. (Bu arada önceki bölümlerden Ortega’ya hiç düşünmeden hediye ettiği en pahalı sentetik kolu unutmayalım.) Canavar kız kardeşini öldürerek mantıklı bir karar veriyor. Bancroftların yanına geri dönen Takashi, Laurens’e asıl meseleyi anlatıyor. (Burada insanlar ne kadar güçlü olursa olsun işledikleri suçların bedelini ödeyecekleri mesajı veriliyor.) Herkesin hayatı yeniden yoluna giriyor. Takashi, Casablanca filmindeki Rick Blaine gibi yoluna devam ediyor. Hoş bir sezon finaliyle dizi son buluyor. Böylece dizi içerisinde son elçi olan Takashi Novacs, yozlaşmış evrendeki pelerinsiz süper kahramana dönüşüyor. Sonu fazla klasik bulabilirsiniz, buna bir şey diyemem.

Özetle dizinin kendi hikâyesiyle ilerlemiş olması belki Türkiye’de bir tek benim hoşuma gitmiş olabilir. Diziye çok yüksek bir bütçe ayrılmış olmasından rahatsız olmadım. Hatta bu sahnelerine kendi zevkine düşkün kekolar gibi izledim. Ormanda geçen sahnelere daha az özel efekt harcanmasından, bazı sahnelere daha fazla özel efekt harcanmasından da rahatsız değilim. Dizinin sanki bana özel hazırlanmış gibi olmasına da karşı değilim.

Bir sonraki karşılaştırmalı incelememizde görüşmek üzere hoşça kalın.

Osman Ülke

Osman Ülke

Serüven romanları okumayı ve yazmayı seven biriyim. Bir gün ansızın iki yıldır kapalı kalan sitemizi Kilgarvan bana devretmeyi teklif ettiğinde başta epey tereddüt yaşadım, sonra kabul ettim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir