GTA ile Assasin oyunlarının tam ortasını düşünmeye çalışın. Bu oyun öyle bir oyun. Assasin'de olduğu gibi binalara tırmanabiliyorsunuz, hem de her yere. Tırmanma yeteneğinde Assasin'e taş çıkartır karakterimiz. GTA'daki gibi elimizde bir şehir var ve istediğimiz yere arabayla gidebiliyoruz ve görev yerlerinden görev alabiliyoruz. İki oyunun zaman olarak da ortası. Ne son model arabalar ne de faytonlar; 2. Dünya Savaşı Dönemi arabaları. Karakterimiz sürekli suikast düzenliyor. Açıkça oyunun GTA ile Assasin'in tam ortası diyebilirim.
2. Dünya Savaşı'nda Alman Ordusu tarafından işgal edilmiş Fransa'dayız. Şehrimiz Paris. Sean Davlin adındaki karakterimiz Fransız direnişine katılıyor ve Almanların kökünü kazımak istiyor ülkeden. Naziler Paris'in her yanına Hitler'in şimgesini asmışlardır. Şehirde NAzi generalleri öldürmeye, Nazi cephaneliklerini, mallarını ve işe yarar her şeyi mahvetmeye çalışıyoruz.
Şehir ilk başta siyah beyaz. Ancak Almanların başına çorap ördüğümüz bölgelerde renkler açılıyor. Direnişin kuvvetli olduğu yerlerin rengi ortaya çıkıyor. Bir yerden sonra amacınız her yeri rengarenk yapmak olabilir. Paris'in parke taşı döşeli ve dik yokuşlu yollarında renkler açılınca binbir güzellik de açılıyor. Grafikler çok kaliteli. Şehrin çevresindeki dağ, taş, köyler, kasabalar, ormanlar, tarlalar ve olabildiğince geniş araziler de yapılmış. Gönlünüzce gezin. Oyunun farklı bir noktası da gerçekçi grafikler olmaması ancak bu sizi üzmesin. Oyunun her anı yağlı boya tablosu gibi canlı ve coşkulu. Tarlalarda, çayırlarda, çiçek dolu kırlarda gezmesi bu tablo gibi karelerde rüyaya dalmak gibi. Sesler de insanın içini açıyor. Kırlarda gezerseniz her yeri kuş sesleri ve rüzgarın sesi kaplıyor.
Oyunda asker elbisesi silah teçhizatları falan aramayın, oyuncumuz sivil geziyor ve özel ajanlar gibi suikastlar düzenliyor. Binalar arası çekilmiş elektrik kablolarından tutunup karşıya kayıyor, teleferik hesabı. Özgürlükler fazlasıyla. Arabalar GTA'daki gibi hassas değil. Zarar görene kadar 1000 kurşun yemesi gerekiyor. Arabalar çarpışınca, duvara falan çarpınca arabamız hasar görmüyor. Paris'de oyun uynamak çok zevkli. Öncelikle asfalt yok. Açık alanlarla dolu. İç açıcı şehir planı var. Grafikleriyle, kontrol rahatlığıyla, zevkli görevleriyle iyi iş çıkarılmış. Sokakta gezen insanlar bile gerçek gibi. Sap gibi ortalıkta gezen makine değiller. Onlar da kendi işleriyle uğraşıyorlar. Şarkı söyleyenler, kendi aralarında sohbet edenler... Naziler sokakta şüpheli hareketlerde bulunursanız alarm ötüyor ve saldırıyorlar. Neyseki Assasin'deki gibi saklanma yerleri var. Binalara büyük ustalıkla tırmanıyor. Güzel yanlarından biri de bu. Suikast düzenliyceksiniz. İstediğiniz binadan tırmanıp teleferik görevi gören kablolarla diğer binaya geçin. Kapıdaki askerlerle kim uğraşacak?
Özellikle kasabaları, köyleri ve tarlaları, çayırları gezin. Yağlı boya tablosunun içinde geziyor gibi hissedebilirsiniz. Yüksek grafikler yağmur yağdığında azıyorlar, bilgisayarınız isyan edebilir. Nazileri Fransa'dan sürmenin zevkini tatmak, Hitler'in kıçına tekmeyi atmak hiç bu kadar zevkli olmamıştı. Call of Duty gibi sadece yürü ve öldür taktiğini unutun. Devrimin farklı bir yönü sunulmuş. Çok zevkli bir oyun. Ben hayran oldum. Hayallerimdeki oyun diyebilirim.
Bu adresten daha ayrıntılı bir yazıyı okuyabilirsiniz.
http://oyun.pclabs.com.tr/inceleme/the-saboteur-incelemesi/
